Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Modern kent yaşamında ikili ilişkilerin sürdürülebilirliği, sadakat kadar tarafların psikolojik ve duygusal dengelerine de bağlı seyrediyor. Çift terapilerinde ve evlilik danışmanlıklarında son dönemde sıkça karşılaşılan bir davranışsal sapma, tıp ve psikoloji dünyasında yepyeni bir tartışmanın kapısını araladı. Klinik psikologlar, eşlerden birinin diğerini memnun etmek adına gösterdiği aşırı, zamansız ve tek taraflı çabanın, ilişkiyi kurtarmak yerine tamamen toksik bir çöküşe sürüklediğini açıkladı. Literatüre "şımartılmış domuz sendromu" (spoiled pig syndrome) olarak geçen bu sinsi dinamik, sevgi adı altında yapılan aşırı fedakarlıkların nasıl birer ayrılık tuzağına dönüştüğünü gözler önüne seriyor.
Klinik psikoloji literatüründe resmi bir hastalık tanısı olmamasına karşın, çift terapisinde yaygın bir sendrom olarak kabul edilen bu kavram, adını ironik bir biçimde hayvan davranış biliminden alıyor. Çiftliklerde aşırı el üstünde tutulan, sınır konulmayan ve sürekli ödüllendirilen domuzların bir süre sonra insan otoritesini tamamen reddederek saldırganlaşması fenomenti, günümüz ilişkilerindeki partner modellemeleriyle birebir örtüşüyor.
Özellikle ilişkinin ilk evrelerinde karşı tarafı etkilemek, onun sevgisini kazanmak adına sunulan aşırı lüks tatiller, pahalı hediyeler ve bitmek bilmeyen jestler, alıcı konumundaki partnerin zihninde sinsi bir ayrıcalık algısı inşa ediyor. Birey, çocukluk dönemindeki şımartılma süreçlerinden de beslenerek, zamanla bu özel muamelenin kendisinin doğal bir hakkı olduğuna inanmaya başlıyor. Bu durum, masaya sürekli veren olarak oturan tarafın duygusal olarak sömürüldüğü, çarpık bir güç dengesizliğini doğuruyor.
KMN Psych Klinik Psikoloji Merkezi Direktörü Dr. Max Doshay, bu patolojik davranış kalıbının aniden ortaya çıkmadığını, aylara yayılan sinsi bir kabulleniş süreciyle kemikleştiğini vurguladı. Dr. Doshay’in klinik analizlerine göre, sendromun yerleştiği evliliklerde eşlerden biri, aradaki huzursuzluğu ve çatışmayı önlemek adına karşı taraftan gelen her türlü agresif talebe istikrarlı bir şekilde boyun eğme eğilimi gösteriyor.
Bu bilinçsiz itaat mekanizmasıyla birlikte, evin, bütçenin ve sosyal yaşamın getirdiği tüm ağır sorumluluklar tek bir partnerin omuzlarına yükleniyor. Dr. Doshay, "Sürekli veren ve alttan alan taraf, farkında olmadan karşı tarafa 'bu ilişkide öncelik ve üstünlük tamamen sende' mesajını kodluyor. Bu sinsi mesajı alan partner ise zamanla daha talepkar, daha bencil ve eşinin sınırlarını pervasızca çiğneyen narsistik bir figüre dönüşüyor" uyarısında bulundu.