Nepal ve Tibet sınır hattında etkili olan şiddetli seller, sadece fiziksel yıkıma yol açmakla kalmadı, aynı zamanda bölgenin zengin kültürel dokusunu da ciddi bir tehdit altına soktu. Felaketten kurtulan yüzlerce kişi, başkent Katmandu'da bulunan bir Budist manastırına sığınarak hayata tutunmaya çalışıyor. Ancak buradaki yaşam, kayıpların ağırlığıyla gölgelenmiş durumda.
Rasuwa bölgesinden gelen afetzedeler, yaşadıkları kaybın sadece evleri veya eşyalarıyla sınırlı olmadığını vurguluyor. Yerel halk, atalarından miras kalan yaşam biçimlerinin ve kültürel ritüellerin, sellerin ardından tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ifade ediyor. Özellikle genç neslin daha önce eğitim ve iş olanakları için kentlere göç etmesiyle zayıflayan geleneksel bağlar, bu felaketle birlikte kopma noktasına geldi.
Kültürel aktarım durma noktasında
Bölgeye özgü Budist kültürünün merkezleri olan manastırların yıkılması, kültürel bilginin gelecek nesillere aktarılmasını imkansız hale getiriyor. Selzedeler, geleneklerin sadece sözlü anlatımla değil, festivaller ve uygulamalı ritüellerle yaşatıldığını belirterek, ibadethanelerin yokluğunda bu pratiklerin sürdürülemeyeceğinden yakınıyor. 2015 yılındaki depremlerin ardından yeniden inşa edilen birçok yapının bu sellerde tekrar zarar görmesi, toplumsal hafızanın korunmasını daha da zorlaştırıyor.
Çocukların geleceği belirsiz
Felaketin en ağır bedelini ise çocuklar ödüyor. Ailelerini kaybeden veya evsiz kalan binlerce çocuğun durumu, insani yardım kuruluşlarını harekete geçirdi. Save the Children, bölgedeki çocukların acil yardıma ihtiyaç duyduğunu belirtirken, yetim kalan çocukların kültürel kimliklerini nasıl koruyacakları sorusu cevapsız kalıyor. Afetzedeler, "Kültürümüzü ona nasıl aktaracağımı bilmiyorum" diyerek, gelecek nesillerin kendi köklerinden kopuk büyümesinden duydukları derin endişeyi dile getiriyor. Bölgedeki yerel halk, manastırların ve geleneksel yaşam alanlarının kaybıyla birlikte, sadece topraklarını değil, kimliklerini de kaybettiklerini hissediyor.