Türkiye'de ekonomi çevrelerinde bölgesel asgari ücret uygulamasına dönülüp dönülmeyeceği konusu yeniden tartışılmaya başlandı. Özellikle metropoller ile Anadolu kentleri arasındaki yaşam maliyeti farkları ve KOBİ'lerin üzerindeki maliyet baskısı, işveren kuruluşlarının bu yöndeki taleplerini tetikleyen temel unsurlar olarak öne çıkıyor. Ancak bu tartışmalar, işçi sendikalarının sert muhalefetiyle karşılaşıyor.
Tarihsel Süreç ve Uygulama
Türkiye'de bölgesel asgari ücret uygulaması yabancı bir kavram değil. 1951 ile 1967 yılları arasında asgari ücretler, illerde kurulan mahalli komisyonlar aracılığıyla yaşam maliyetine göre belirleniyordu. 1967'den 1989'a kadar ise merkezi bir yapıya geçilmesine rağmen bölgesel ayrımlar kısmen devam etti. 1989 yılında ise göçü hızlandırdığı ve sosyal adaleti zedelediği gerekçesiyle bu uygulamaya tamamen son verilerek ulusal tek asgari ücret sistemine geçildi.
Tarafların Görüşleri
MÜSİAD, TİSK ve TOBB gibi işveren örgütleri, Anadolu'da sanayileşmeyi teşvik etmek ve kayıt dışı istihdamı azaltmak amacıyla bölgesel veya sektörel ücret farklılaştırmasını savunuyor. Buna karşılık TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve DİSK gibi işçi konfederasyonları, bu sistemin iç göçü tetikleyeceğini, anayasal eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve şirketlerin sistemi kötüye kullanarak düşük ücret politikası izleyebileceğini savunuyor. TÜSİAD ise bölgesel ücret farkından ziyade, şirketlerin verimliliğini ve katma değerini artıracak teknolojik dönüşüme odaklanılması gerektiğini vurguluyor.
Dünya Örnekleri
Dünya genelinde de farklı uygulamalar mevcut. ABD, Kanada ve Japonya gibi ülkelerde eyalet bazlı asgari ücret sistemleri uygulanırken; Almanya, Fransa ve İspanya gibi Avrupa ülkelerinde ulusal tek asgari ücret standardı korunuyor. Çin'de ise ekonomik gelişmişliğe göre eyaletler kendi asgari ücretlerini belirleyebiliyor. Türkiye'de ise hükümet kanadından henüz bu tartışmalara yönelik resmi bir açıklama yapılmadı.